galatasaray

2007 / 2008 SUPERLİG ŞAMPİYONU
HER ZAMAN! HER YERDE!
EN BÜYÜK CİMBOM!
KURULUŞ

Galatasaray siteleri
Galatasaray Spor Kulübü'nün kuruluş hazırlıkları, o zamanlar Galatasaray ı Sultanisi adıyla anılan lisede yapıldı. Sonradan kayıtlara 1 numaralı kurucu olarak geçen Ali Sami Bey'le birlikte, Asım Tevfik, Emin Bülent, Bekir Sıtkı, Reşat Şirvani, Celal İbrahim, Tahsin Nihat, Abidin Daver ve Refik Cevdet kurucular olarak bilinir. 1 Ekim 1905'te Galatasaray Terbiye-i Bedeniyye Kulübü adıyla kurulan birliğin amacını da Ali Sami Yen şöyle anlatır: "Amacımız İngilizler gibi toplu halde oynamak, bir renge ve isme sahip olmak. Türk olmayan takımları yenmek.
Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace(Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır.Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galatasaray ı efendileri" diye söz etmelerinden doğduğunu yazar.
Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve " Adımız Galatasaray ı olsun" derler. Galatasaray Lisesi gibi Türk Milli Eğitiminde çok önemli bir yeri olan kurumun bağrından çıkan Sarı Kırmızılı kulüp, kültürel boyut da dahil olmak üzere, pek çok yönden de öncü olma niteliğini her zaman sürdürecektir. Galatasaray'ın 1 numaralı kurucusu Ali Sami Yen, Ellinci Yıl kitabında kuruluşun öyküsünü şöyle anlatır:"1 Ekim 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat öğretmenimiz merhum Mehmet Ata Bey'in dersi esnasında birkaç arkadaş başbaşa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk girişimler oyuna ve mücadeleye yönelik arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil ... gibi gençlerdi. Okulda eğitim gören Bulgar ve Sırp öğrencilerden çevik ve kuvvetli olanlar da bize katılmışlardı. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de reis olmuştum.Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakta mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım.
Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman reisliğe ve diğer vazifelere payeyi en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci reisliği formaları yıkadığı için almıştı. Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmekti."
(Bilgiler Galatasaray'ın resmi web sitesinden alınmıştır)

ASLANLARIN MEKANI ALİ SAMİ YEN

Nice başarıların yaşandığı, Aslanın destan üzerine destan yazdığı yer... Adı zaferlerle özdeşleşen rakiplere cehennem, Galatasaray’a cennet olan o muhteşem stad. Ali Sami Yen Stadı’ndan bahsediyoruz. Hani şu günlerde boynu bükük biçimde sevgilisinden ayrı bırakılan, terk edilen, yalnızları oynayan, ilgilenilmeyen o muhteşem stad. Gheorghe Hagi, Emre Belözoğlu, Hakan Şükür, Taffarel, Zoran Simoviç, Cevad Prekazi, Tanju Çolak, Bülent Korkmaz, Cüneyt Tanman, Fatih Terim gibi unutulmaz futbolcularımızın top koşturduğu o çimler. İşte Ali Sami Yen Stadı’nın kısa bir tarihçesi....


Galatasaray kuruluş yıllarındaki maçlarını, Kadıköy’de Papazın Çayırı adı verilen alanda yapardı. Taksim Stadı'nın hizmete açılmasıyla birlikte sarı-kırmızılı ekibin maçları Avrupa yakasına taşındı. 5 bin kişilik Taksim Stadı'nın yanı sıra Fenerbahçe Stadı'nda da karşılaşmalar devam ediyordu. 1933 yılında Taksim Stadı'nın istimlak olup Gezi Stadı’na dönüşmesiyle birlikte yeni bir stad arayışına geçen sarı-kırmızılı yöneticiler, o devrin Kulüp Başkanı Ali Haydar Barşal'ın çabalarıyla bugünkü Ali Sami Yen Stadı'nın ilk adımını da atmışlardır. 1936'da yapımına başlanan stat, 1940'ta 30 yıllık bir süre için Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından Galatasaray Kulübü'ne kiralanmıştır.

Bu stad Muslihittin Peykoğlu, Sedat Kantoğlu ve Tevfik Ali Çınar'ın çalışmaları sonucunda 15 bin seyirci kapasitesi ile 1945'te hizmete girdi ve burada Milli Küme maçları oynanmaya başlamıştı. Stadın ismi olarak da kulübün sembollerinden Ali Sami Yen seçilmişti. Ancak Galatasaray'ın zafereden zafere koşması sonrasında bu stadın kapasitesi de yetersiz kalmıştı. 1950 yılında genişletme çalışmalarına başlanılan stat konusunda Galatasaray Kulübü ile Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü arasında çıkan anlaşmazlıklar yüzünden yenileme işlemi 5 yıl süreyle durmuştu. Ali Sami Yen’in başına gelen talihsizliklerin ilkiydi bu. 53. yıl sonra benzeri bir olay da yaşanacaktı.

1955'te yapımına tekrar başlanan stat, ödenek yetersizliği ve gerekli izinlerin geç verilmesi yüzünden ancak 1964'te tamamlanabilmişti.

Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı'nın yapım çalışmaları sırasında maçlarını bugünkü Beşiktaş İnönü Stadı'nda oynamaktaydı. Tıpkı bugün maçlarımızı Atatürk Olimpiyat Stadı’nda oynamamız gibi...

35 bin kişilik bir kapasiteye ulaşan Ali Sami Yen Stadı'nın açılışında yaşanan üzücü bir olay Türk futbol tarihine geçmişti. Stadın açılışı 20 Aralık 1964'teki Türkiye-Bulgaristan A Milli maçına denk getirilmişti. Kapasitenin üzerinde seyircinin tribünlere alındığı maçta yeni açık tribünde bir tezgahtarın tüp gazı alev almış, çıkan panik kısa sürede bütün stada yayılmış ve üzücü tablolar yaşanmıştı. Çıkan izdiham sonucu bir kişi yaşamını yitirirken, 81 kişi de çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Yaşanan bir trajediydi.

Galatasaray'la birlikte özdeşleşen Ali Sami Yen Stadı bir çok efsane maça tanık oldu. Sarı-Kırmızılı takımın Şampiyon Kulüpler kupası'nda yarı final oynadığı 1988-89 sezonundaki 5-0'lık Neuchatel zaferi bunlar arasında en unutulmayan maçlar arasındadır. PSV, E. Franfurt, R.Wien, Roma, Barcelona, Rosenborg, PSG, Monaco, Deportivo, G.Rangers, Milan, Bologna, Mallorca, Real Madrid gibi devlerin hüsrana uğradığı Ali Sami Yen Stadı, Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı kazanmasında da en büyük faktörlerden biri olmuştur.

Ancak Galatasaray’ın bir Avrupa devi olmaması, kapasitenin çok, ama çok yetersiz kalması, stadın yenilenmesini gündeme getirdi. Adeta yılan hikayesine dönen girişimlerin sonucunda 2002-2003 sezonu sonunda stadın kapısına inşaatın başlaması amacıyla kilit vuruldu. Gaılatasaray futbol takımı “gurbet ellere”, İkitelli’deki Atatürk Olimpiyat Stadı’na taşındı. Haziran 2003’te Ali Sami Yen Stadı’na ilk kazma vurulacak, teknoloji harikası, G.Saray’a yakışır yeni bir muhteşem stad inşa edilecekti. Galatasaray taraftarları sabırsızlıkla yeni stad için ilk kazmanın vurulmasını beklediler. Hala da bekliyorlar. Kimbilir... Belki de daha da bekleyeckler...

(Yapı Kredi Yayıncılık tarafından yayımlanan “Galatasaray Tarihi” adlı kitaptan yararlanılmıştır.)

O günler hiç unutulur mu...

Neydi o günler... On binlerce yüreği bir olduğu, sahada mücadele eden Aslanlarla kaynaştığı, rakiplerinin üzerine kabus gibi çöktüğü o günler. Mecidiyeköy’den tüm Türkiye’ye, hatta tüm dünyaya dalga dalga yayılan o müthiş coşku. Ve coşkunun doruğa çıktığı o müthiş zaferler. Tarihin yapraklarında yerlerini alan unutulmayan maçlar. Ali Sami Yen Stadı’nda o kadar çok yaşandı ki bunlar... Tarifi mümkün olmayan mutluluklar. İşte size bunlardan sadece birkaçı. Çünkü Galatasaray’ın zaferlerle dolu Ali Sali Yen Stadı maçları sayfalara sığmaz....
14 yıl sonra gelen büyük zafer!
Tarih 7 Haziran 1987. Ali Sami Yen Stadı’nda büyük bir heyecan var. Rakip ise Eskişehirspor. Tribünlerde büyük bir heyecan var. Niye mi? Çünkü 13 yıllık özlem bitmek üzere... 35 haftalık mücadelenin sonunda, alınacak tek bir galibiyet Galatasaray'ı şampiyon yapacak. Daha iki hafta önce kaçtı denilen şampiyonluk, Beşiktaş'ın önce Malatya'ya yenilmesi, ardından Denizlispor'a puan kaptırmasıyla yeniden Cim Bom'un avucunun içine gelmiş... Artık iş, alınacak tek bir galibiyete bakıyor...

Çekilen sıkıntıların biteceğini anlayan Alman teknik direktör Derwall’in gözlerinde artık mutluluk var. 40 bine yakın seyirci, dev bayraklar ve hiç bitmeyen tezahüratlarla şampiyonluğa itiyor futbolcuları...

19. dakikaya girilirken bir frikik kazanıyor Galatasaray. Topun başında Cevad Prekazi var. Vuruyor ve skoru 1-0’a taşıyor... İkinci yarı Muhammet'in topukla attığı gol Galatasaray'ı rahatlatıyor. Ama sadece 5 dakika sonra Nedim'in vuruşunda herkesin nefesi tutuluyor. Skor şimdi 2-1...

O hiç bitmeyecek gibi gelen 34 dakika Aykan Köseoğlu'nun son düdüğüyle bitiyor. Galatasaray tam 13 sezon aradan sonra nihayet şampiyonluğa ulaşıyor. Sarı-kırmızılı taraftarlar Türkiye'nin dört bir yanında sevinç gösterilerine başlıyor, Galatasaray camiası şampiyonluğu doyasıya yaşıyor... Bu tüm Avrupa’yı sarsacak Galatasaray’ın ayak seslerinin habercisi. Bu Galatasaray’ın zincirlerini kırdığının, artık kimsenin onu tutamayacağının ifadesi.

Beş! Beş! Beş! Beş!


İşte Efsanenin tüm Avrupa’ya ilk kez gözdağı verdiği an. İşte inanmanın, savaşmanın bedeli. Bu maç unutulur mu! Tarihler 9 Kasım 1988’i gösteriyor, rakip ise Neuchatel.

Mustafa Denizli yönetimindeki Galatasaray, İsviçre'de hiç de hak etmediği bir skorla sahadan 3-0 yenik ayrılıyor. Mustafa Denizli soyunma odasında futbolcularına çok sakin bir sesle, "Bu takımı İstanbul'da eleyeceğiz. Siz onlardan çok daha iyi futbolcularsınız" diyor... Ve maç başlıyor... Ali Sami Yen'de koltuk ya da boşluk görünmüyor. Her yer insan dolu... İlk maç, 3 farklı kaybedilmiş olmasına karşın, sarı-kırmızılı taraftarlar inançlı. Gol perdesini 20. dakikada Uğur aralıyor. Ve ilk yarı bu golle sonuçlanıyor. Cezası nedeniyle tribünde tel örgülerin ardından maçı seyreden Denizli inanılmaz futbol zekasıyla maçın her anını kontrol ediyor, devre arasında oyuncularına tur için gereken taktiği veriyor...

İkinci yarı başlarken müthiş bir uğultu var statta. 50. dakikada istenmeyen olaylar çıkıyor. Kendini bilmez birinin attığı madeni paralar yan hakeme ve İsviçreli bir oyuncuya isabet ediyor. Maç duruyor... 10 dakika sonra tekrar başlıyor. Ama ortam çok gergin... Sonra sahneye Prekazi-Tanju ikilisi çıkıyor. Yugoslav futbolcunun inanılmaz paslarına müthiş vuruşlar yapıyor Tanju... 2-0, 3-0 derken Tanju'nun harika kesmesiyle fark 4'e çıkıyor.

Neuchatel toparlanmaya çalışıyor ama olmuyor. Tribünler “Beş! Beş! Beş!” diye bağırıyor. Uğur'dan bir gol daha... Şimdi durum 5-0...

Hakemin bitiş düdüğüyle birlikte bütün Türkiye ayakta... Maçı radyodan anlatan TRT spikeri Levent Özçelik'in gözlerinden yaşlar dökülüyor. Galatasaray artık çeyrek finalde...

Maçtan sonra İsviçrelilerin her tür ayak oyunu fayda etmiyor. Sahamız iki kere kapatılsa da Galatasaray Türkiye'nin makus talihini yeniyor ve Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda çeyrek finale adını yazdırıyor... Hem sahada hem masada...

Yürekler durma noktasında
İnanmanın başarmanın yarısı olduğunun bir başka ispatı da 3 Kasım 1999 günü Milan’la oynanan maçtır. Maçın 90 dakika olduğunun ve G.Saray’ın her an her şeyi yapabileceğinin. Maç öncesinde morali bozuk, canı sıkkındır Galatasaray'ın... Şampiyonlar Ligi'ne bir kez daha veda hazırlığı yapıyor. 5 maçta alınan 4 puanla da grubun son sırasında... Rakip de dünyanın en güçlü ekiplerinden Milan... Terim'in öğrencileri, Ali Sami Yen'deki maça iyi başlamaz. Ukraynalı Shevchenko ortayı yapar, Weah gelişine vurur. Taffarel çaresizce topu ağlardan santraya doğru atar... Terim sinirli, seyirci umutsuz... Ama henüz her şey bitmiş değil... Sağ kanattan Hagi'nin kullandığı kornerde Ümit topu Capone'nin önüne indiriyor. Brezilyalı savunmacı da skoru eşitliyor...

İkinci yarıya da golle başlıyor İtalyanlar. Albertini'nin pasında Giunti topu Taffarel'in üstünden ağlara bırakıveriyor... Ardından Galatasaray savunmayı bırakıp tüm hatlarıyla saldırıyor. İmparator Fatih Terim yine de ümidini yitirmiş değil. Yorulan Hagi'yi 66. dakikada kenara alıp Hasan Şaş'la hızlandırıyor oyunu. 4 dakika sonra Popescu'yu çıkarıp Ergün'le orta sahayı kalabalıklaştırıyor. Yetmedi, 76'da Marcio'yla son kozunu oynuyor.

Dakika 86... Milan hala 2-1 önde. Bu sonuç İtalyan ekibini Şampiyonlar Ligi'ne taşıyor, Galatasaray'ı ise Avrupa Kupaları'nın dışına itiyor. Ergün soldan ortasını yapıyor. Hakan Şükür uzanıp, o sayısız kafa gollerinden biriyle skoru eşitliyor.

Dakika 90... Şimdi durum 2-2. Bu sonuçla Galatasaray yine Avrupa'ya veda ediyor. Ama Milan da Şampiyonlar Ligi'nden UEFA'ya düşüyor... Bu kez sağdan gelişen bir atak. Ümit'in ortasına Hakan yine çıkıp vuracak. Costacurta'nın müdahalesiyle Hakan yere iniyor, İspanyol hakem Nieto da penaltıyı veriyor... Ali Sami Yen'de kalpler durma noktasında... Ümit büyük bir soğukkanlılıkla geliyor ve Abbiati'yi terse yatırıyor... Santra yapılırken Nieto düdüğünü çalıyor ve Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı kazanacağı yoldaki kader maçını bitiriyor... Şampiyonlar Ligi'ndeki zorlu H Grubu'nu üçüncü tamamlayan Terimli Galatasaray, UEFA Kupası 3. turundan Avrupa macerasına devam ediyor. Ve kupayı havaya kaldırmasını da biliyor. Bu maç hiç unutulur mu..

Matador Cim Bom

Tarih yaprakları bu kez 3 Nisan 2001’i göstermektedir. Rakip ise dünyanın en pahalı takımı Real Madrid. Ancak maçın başında işler yolunda gitmez. Monaco'da 2-1 mağlup ettiği Real Madrid karşısında Ali Sami Yen'de ilk yarıyı 2-0 yenik kapamanın şaşkınlığı vardı bütün futbolcularda.

Lucescu yine de sakindi. Futbolcularına aynen şöyle söyledi: "Sanki skor 0-0 gibi başlayın. Savunmayı unutun. Herkes 5 dakika içinde golü bulmayı düşünsün". Taraftar da UEFA şampiyonundan umudunu kesmemişti. Hep bir ağızdan, "Buraya gelin, söz verin" diye bağırdılar, futbolcuları motive ettiler... Ve ikinci yarı başladı.

UEFA şampiyonu daha ilk dakika içinde rakip ceza alanı içinde baskıyı kurmuştu. Bir hızlı akın, bir ters çalım sonrası Makhelele, Hasan Şaş'ı düşürüyor, İtalyan hakem Collina penaltıyı veriyordu. Ümit Davala'nın vuruşu tribünleri heyecanlandırmıştı.

Ardından tekmeye kafasını uzatarak bir topu kapan Fatih mükemmel bir pas veriyor, Hasan Şaş da bunu affetmiyordu. Şimdi skor 2-2 olmuş, İspanyol takımı şaşkına dönmüştü. Dünyanın en pahalı futbolcusu Luis Figo ortalarda yoktu. Ama Hasan Şaş ile Fatih Akyel'in şovu devam ediyordu. 76. dakikada yine Fatih sağdan götürdüğü topu ortalıyor, Mario Jardel nefis bir kafayla Casillas'ı avlıyordu. Galatasaray 2-0 geriye düştüğü maçta 3-2 öne geçmiş ve dünyanın en büyük takımlarından birini şoka sokmuştu. Kalan dakikalarda Jardel'in bir kafası daha ağlarla kucaklaşacak ama gol sevinci "ofsayt" bayrağına takılacaktı.

Collina'nın bitiş düdüğüyle san-kırmızılı takım, hem tarihinin en görkemli maçlarından birini noktalıyor hem de 6 ay içinde ikinci kez Real Madrid'i yenip Avrupa'nın gündeminde ilk sıraya oturuyordu. Nede olsa o bir Avrupa deviydi...

(Yapı Kredi Yayıncılık tarafından yayımlanan “Galatasaray Tarihi” adlı kitaptan yararlanılmıştıra
YAPILDI
2007 / 2008 SUPERLİG ŞAMPİYONU
HER ZAMAN! HER YERDE!
EN BÜYÜK CİMBOM

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !